Çıkmaz Düşler Expresi – Bölüm 4

Bölüm 4: Şehrin en karanlık noktasında güneşin aya en fazla kıyak geçtiği yıldızların en parlak olduğu yerde sırtımı dünyanın sert ve acımasız kabuğuna dayayıp kainatın yaratıcısına şükrettiğim mabedim.

Çıkmaz Düşler Expresi Bölüm 4Kapı açılır açılmaz sustu annem, iliklerinde hissetti rüzgarı. Ay sadece O’na yansıttı ışığını bir an… Annemin damarlarında dolaşan hülya benim damarlarına geçip gayba doğru çevirdiğinde dümenini, ruh tekrar vücuda demir attı ve annemin sesi, sessizliği tahtından etti. O andan sonra Ağustos geceleri benim mabedim olmuştu. Şehrin en karanlık noktasında güneşin aya en fazla kıyak geçtiği yıldızların en parlak olduğu yerde sırtımı dünyanın sert ve acımasız kabuğuna dayayıp kainatın yaratıcısına şükrettiğim mabedim. Annem ve benim dışımda kimsenin fark edemediği fırtınanın ardından Ferit Bey annemi yavaşça arabanın arka koltuğuna bıraktı ve babamdan arabanın anahtarlarını alarak şoför koltuğuna geçti. Babam seri hareketlerle arka koltuğa annemin yanına geçerek yatak odasında başladığı telkinlerine devam etti.

– Hayatım hastaneye gidiyoruz. Dayan biraz sık dişini. (kulağına eğilerek) Seni seviyorum, seni seviyorum…

Annemin babamı duyduğundan emin bile değilim. Arabanın motoru homurdanmaya başladı. Binalar bir bir arkamızda kalırken Nilgün Hanım’ın sesi süzüldü usulca içeri.

– Haber verin bana meraklandırmayın.

Nilgün Hanım’ın nazik sesi egzozun dumanı arasında boğulup gitti, balkona çıkan meraklı komşuların bakışlarını da yanına alarak. Gecenin sessizliğinden yolların ezgisine Continue reading

Çıkmaz Düşler Expresi – Bölüm 3

Bölüm 3: Sonra… Sonra gözlerinizi açarsınız an bitmiştir, bıraktığınız kaos tekrar içine çeker sizi…. Bu kainatın sizi seviyorum deme şeklidir.

Sadece söylemiyor birde üstüne kendi dediklerini kendi yapıyordu. Annemin beni doğurmak gibi önemli bir işi olmasaydı normal bir zamanda bu hareketler karşısında eminim erken doğum yapardı. Serileşen nefes alışlarının arasında babamın ofsayttan çıkaracak kelimeleri seslendirdi.

– Çanta, diye bağırdı ilk etapta. Çantayı al gidelim.

Babam birden kafasında şimşekler çakmış gibi doğruldu. Kafasını sağa sola çevirip tekrar yatak odasının altını üstüne getirmeye başladı. Kendi elleriyle koyduğu, kapının yanında duran çantayı koltuğun arkasında, gardırobun üstünde ve yatağın altında aramaya başladı. Bu gidişle evde doğum yapacağını anlayan annem sol elini ağır ağır cansız bir şekilde kaldırdı ve kapının yanında duran çantayı işaret etti. Babamın o an çantayı kapıp annemi kaldırışına yetişemedim. Kartal gökyüzünde saatlerce ısınma turu attıktan sonra bir an görüş alanına giren avını ne kadar hızlı bir şekilde dalıp yakalıyorsa babam bu çantayı aynı hızda koluna taktı. Annemin gecenin bir vakti yaptığı bu sürpriz senfoni sonucu uyanan komşularımızdan Ferit Bey’de kapımızı aşındırmaya başlamıştı. Babam bir kolunda çanta bir kolunda annem ile ayağının ucuyla yatak odasının kapısını açtı. Birlikte ufak ve seri adımlarla kapıya doğru ilerlediler. Annem benim derdime, babamda annemin derdine kapıyı duymadılar. Açtıklarında onları bir çift meraklı göz karşıladı. Ferit Bey’de aynı şaşkınlıkla kan ter içinde kalmış babama ve anneme baktı. İki çocuk babası olmanın verdiği tecrübeler sayesinde şaşkınlığını saniyeler içinde üzerinden attı ve hala olayların heyecanında olan babamın kolundan annemi aldı. Alır almazda boşa çıkan babama emirlerini sıraladı. Continue reading

Çıkmaz Düşler Expresi – Bölüm 2

 Bölüm 2: Ve işte.. Geliyorum!

Ama bu kavuşma ve aynı zamanda bu ayrılık için sizin ekspresinizi beklememiz gerekecek. Beklemeyi hiç sevemedim. Bekletmeyi de sevdiğim söylenemez. Anne ve babamın aylardır beni hazırladığı bu yolculuğa hiç beklemedikleri bir anda başlama kararı aldım. Pişman olduğum tek karardı bu. Tam anlamıyla benim kararım olduğunu da söyleyemeyiz. Çünkü birçok insana göre kısa ama benim için uzun sürecek zor yolculuğa çıkma kararı bana sorulmadı hiçbir zaman. İlahi kudret ”ol” dedi. Ol emri geldikten sonra benim yapabileceğim pek bir şey kalmadı. Gecenin bir vakti annemi uyandırdım. Bin bir türlü hazırlık ile geçen dokuz ayın sonunda çıkmaz düşler ekspresi artık yolculuk için hazırdı ve tek yolcusunu bekliyordu. Bekliyordu beklemesine ama sanırım annem benim geleceğime pek inanmıyordu. Sanki yeni haberdar olduğu bu yolcunun ısrarlarına daha fazla dayanamayıp yatağında kıvranmaya başladı. Babam annemin kıvranışları ve inlemeleri sonunda göz kapağının birini aralayıp anneme baktı ve acısını görür görmez göz kapaklarında asılı duran ufak veletleri elinin tersiyle bertaraf etti. Ardından olduğu yerde oturdu ve boş bakışlarını annemin üzerine dikerek olanları anlamaya çalıştı. Tabi ki olanları anlaması için biraz kopya alması gerekiyordu.

– Canan, hayatım iyi misin?

Ve annem babamı sorduğuna pişman eden o hareketi yaptı. Biraz doğruldu ve karnını sağ eline emanet ettikten sonra sol eliyle yatağın sağında oturur durumda duran babamın kolunu yakaladı. Ölümün kenarında hayata tutunmaya çalışan bir el gibi sıktı babamın kolunu, var gücüyle. Akciğerlerine doldurduğu nefes anca vurabildi ses tellerine, dudakları fısıldadı sadece,

– Geliyor, diye.

Babam kolunun acısına odaklandığından anlamadı bu fısıltıyı. Neydi bu gecenin yarısında uykunun en güzel yerinde. Ne demek geliyor, ne geliyordu? Muhafaza ettiği az bir uykusunu da annemin güçlü elinin acısıyla kaybetti.

– Ne geliyor, dedi acıyla. Continue reading