Fatih’in Son Seferi

İstanbul fatihi Rönesans hükümdarı Fatih Sulan Mehmed Han hazretlerinin yaptığı her savaşın, kazandığı her zaferin, feth ettiği her kalenin, koyduğu tüm kanunların ses getirmesi gibi, büyük Sultan’ın vefatı -şehadeti- da oldukça ses getirmiştir.

Fatih’in vefatı üzerine bugüne dek süren iki büyük tartışma vardır. Bunlardan ilki vefat nedenidir ki çoğu tarihçi zehirlenerek[1] şehit edildiği yönünde fikir bildirse de bir kesim tarihçi de nıkris hastalığından[2] dolayı vefat ettiğini söylemektedir. Bu şuan da ele adlığımız bir konu değil fakat yazı içerisinde Fatih için şehit edildiğini kabul ederek devam edeceğim.

Günümüze kadar uzanan ve hala kesin delillerle kanıtlanamamış bir diğer konu ise Fatih Sultan Mehmed Han’ın Bâb-ı Saadet’ten ayrılıp şehadetine kadar geçen 7 günlük sürede yaklaşık 300 000[3] kişilik ordusuyla nereye sefer düzenleyeceğidir. Fatih Avrupa yakasındaki saraydan ayrılıp Anadolu yakasına geçerek Maltepe’deki ordu karargâhına gelmiş ve birlikleri burada toplamıştır fakat geçen 7 günlük sürede hastalığı ağırlaşmış hünkâr çayırında 3 Mayıs 1481[4] yılında vefat etmiştir. Fatih seferin nereye olduğunu seferin güvenliği için kimseye söylememiş, gizli tutmuştur(Bkz: Kızıl Elma[5]) Bu nedenle –kesin olmamakla birlikte- 300 bin kişilik ordusunu nereye götürdüğü bilinmemektedir. Dönem tarihçilerinden bu yana muamma olarak gelen bu sefer hakkında ordunun konumu, Fatih’in gittiği yön ve bulunduğu dönem içinde -1480- diğer devletlerin durumunu incelediğimde şahsi görüşüm olarak 3 farklı sefer yolunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu 3 yol; doğuda geniş bir coğrafyada yer bulan, bugünkü Azerbaycan ve İran coğrafyasına yerleşmiş olan Akkoyunlular devleti, Güneyde 1468 yılına kadar iyi anlaşan fakat daha sonra ilişkileri kötüye giden ve Dulkadiroğlu beyliği yüzünden gerginleşen Memlukler ve Roma. Günümüz tarihçileri Roma hakkında her ne kadar mümkün değil görüşünde birleşseler dahi söz konusu İstanbul Fatih’i olduğu için Roma bana göre –mantıklı sebeplerini yazının devamında açıklayacağım- Fatih için makul bir hedeftir. Tek tek yukarıda saydığım 3 tezi inceleyeceğim ama öncelikle Osmanlı Coğrafyası hakkında fikir sahibi olmanız için aşağıdaki haritaya bakmanızı öneririm.

a) Doğu Seferi

Yukarıda belirttiğim ve haritada gördüğümüz gibi Osmanlı Devletine doğuda tehdit oluşturan tek devlet Akkoyunlu devletidir. Dolayısıyla Fatih’in Akkoyunlu devletine bir sefer düzenlemesine ne sebep olabilir gibi bir soru geliyor aklımıza. Bu nedenle Fatih döneminde Osmanlı-Akkoyunlu ilişkilerini inceleyelim.

Fatih 1453[6] yılında İstanbul’u feth ederek devleti imparatorluk haline getirmiştir. Bu dönemde doğuda en büyük sorun Karamanoğulları Beyliği’dir. Karamanoğulları’nın kuzeyinde bulunan Akkoyunlular ise Karadeniz kıyılarına talip olan bir diğer beyliktir. Bu iki beylik batıda büyüyen Osmanlı İmparatorluğunu durdurmak adına birbirlerini Osmanlıya karşı sıkça desteklemişlerdir.

1453 tarihi her iki devlet içinde –Osmanlı, Akkoyunlular- büyük önem teşkil etmektedir. Zira Fatih Bizans’a son vermiş Osmanlı’yı imparatorluk haline getirmiş devletin bütünlüğünü sağlamış ve 1451-53 arasındaki –kendi adına- buhranlı döneme son vermiş, kendisini Türklerin, Müslümanların ve yeryüzünün büyük hükümdarı olarak görmektedir. Aynı tarihte Akkoyunlular Devletinde taht kavgalarına son veren Uzun Hasan[7] devletin belini doğrultmuş kısa zamanda çevresindeki küçük beyliklere son vermiş ve Osmanlı’ya karşı birlikte savaştığı o zamana kadar sözde biat ettiği Karaman beyine karşı savaşıp Erzincan’ı ele geçirmiştir. Kısa zamanda Anadolu’da iki büyük devlet Osmanlı İmparatorluğu ve Akkoyunlu çekişmesi baş göstermiştir. Uzun Hasan Osmanlıları Anadolu’dan atarak topraklarını ele geçirmek istiyordu. Bu nedenledir ki Osmanlılar karşı Venedik, Papa, Trabzon Rum İmp. gibi Hıristiyan devletlerle iş birliği yapmıştır hatta Trabzon İmparatorunun kızı ile evlenerek[8]  bizzat Trabzon’un müdafaasını üstlenmiştir. Fatih ise bu olanları görüyor, Anadolu’da yeni fethedilen yerleri elde tutabilmek ve Anadolu’daki Osmanlı hakimiyetini kalıcı yapmak adına ilk iş olarak Trabzon Rum İmp. son vermek için sefere çıkar. İki devlet arasındaki ilk sıcak münasebet bu sefer sırasında Yassı-çimen[9]  üzerinde yaşanmış hemen ardından Fatih 15 Ağustos 1461 tarihinde Trabzon’u fethetmiştir.[10]  Trabzon’u Osmanlı’ya kaptıran Uzun Hasan Anadolu hakimiyeti için önem teşkil eden Karaman bölgesini de kaybetmek istemiyor Fatih ise bu bölgenin önemini bildiğinden mutlak hakimiyet istiyordu. Ve yine iki devlet karşı karşıya gelmiş bulunuyordu. Bu arada bir parantez açmak istiyorum 1463 yılında Anadolu’da yaşanan bu karışıklıklar ve gerek Karamanoğulları gerekse Akkoyunlular’ın Hıristiyan devletlerle olan samimiyetleri neticesinde Venedik de bu ittifaka katılıp Osmanlıya karşı 16 yıllık bir savaşın başlamasına karar vermişlerdir. [11] Bu “c maddesinde” ele alacağımız Roma seferi için önemlidir. 1468 yılında Karaman beyliğine son verilmesi ve toprakların Osmanlı hakimiyetine girmesine rağmen Toros dağlarında ciddi bir savunma yapılmıştır. Bu konuda “ b maddesinde” ele alacağımız Güney-Mısır- seferi için önem arz etmektedir. Fatih Karamanlılar ile uzun süre mücadele etmiştir. Bu mücadele sırasında Akkoyunlular yani Uzun Hasan ise doğudaki topraklarını genişletmiş Horasan’dan Karaman sınırına kadar güçlü ve büyük bir devlet kurmuştur. 1465-70 yılları arasında Osmanlı ile doğrudan hiçbir şekilde mücadeleye girmemiştir. Uzun Hasan’ın önünde tek engel Fatih kalmıştır. Bu dönemde iki devlet karşılaştırıldığında aralarında pekte güç farkı olmadığı görülür. Nihayetinde 1472 yılında Uzun Hasan büyük saldırınsa başlamış ve Tokat’ı harap etmiştir. Beklenen büyük karşılaşma 1473 yılında Otlukbeli’nde meydana gelmiştir. [12] Savaş sonucunda Akkoyunlular ağır bir yenilgiye uğramış ve İran-Azerbaycan coğrafyasına sürülmüşlerdir. Bu tarihi yenilgi sonucunda devlet bir daha toparlanamamış ve yıkılma sürecine girmiştir.

Bu bilgiler ışığında bakıldığında Osmanlı-Akkoyunlu arasında ciddi bir mücadele var ve bu mücadele 1473 yılında Osmanlı’nın mutlak zaferi ile son buluyor. Bu bağlamda baktığımızda 1481 yılında Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin Doğuda pasif olan ve parçalanan Akkoyunlu devleti üzerine 300 bin kişilik devasa bir orduyla yürümesi akıl karı değildir ki İstanbul’un Fatihi döneminin en zeki ve başarılı padişahı bu kadar amaçsız bir hamle yapmaz.

b) Güney-Mısır- Seferi

Birçok tarihçinin ortak paydada buluştuğu bu bilinmeyen seferin Mısır’a olduğudur ki günümüz tarih kitaplarında Fatih’in Mısır’a sefere giderken hastalanarak öldüğü yazar. Osmanlı-Memluk ilişkilerini de incelemeye alacağız.“a maddesinde” bahsettiğim üzere Toroslarda ki Karamanlıların savunmaları Osmanlı-Memluk ilişkilerin gerilmesinde başrol oynamıştır. Fakat öncesinde dostane ilişkilere genel itibari ile bakalım.

Osmanlı-Memluk ilişkileri ilk olarak 1453 yılında İstanbul’un fethinin hemen ardından tahta çıkan Sultanı el- Melikül Eşref Seyfeddin Aynal´ı kutlamak ve İstanbul’un fethinin haber vermek adına yolladığı elçi ile başlamıştır. Aynal, Fatih’i Ortodoks dostu olmakla suçlayan Karaman Beyi 2.İbrahim’i dikkate almayarak Fatih’in elçisini kabul etmiş ve aradaki dostluğu arttıran bir cevap mektubu göndermiştir. Ayrıca İstanbul’un fethi münasebetiyle Kahire ve civarında zafer kutlamaları yapmıştır. Osmanlı-Memluk ilişkileri bu şekilde iyi giderken birkaç ufak mesele iki devlet arasına nifak tohumlarını girmesine neden olmuştur. Bu ufak meselelerin büyümesindeki en önemli etken ise Fatih’in “Cihanşümul Hakimiyet[13]”ini –diğer Osmanlı padişahları gibi- benimsemesidir. Bu fikriyattan dolayı Fatih’in hareketlerinden endişelenen Aynal zaman zaman onu küçük düşürecek hareketlere teşebbüs etmiştir. Trabzon fethedildiğinde civar devletler Fatih’e tebriklerini iletirken Aynal buna gerek görmemiştir.

İki devlet arasında patlak veren ilk mesele hicaz su yolları meselesidir. [14] Dünya tarihinin gördüğü en büyük hükümdarlardan olan Fatih Sultan Mehmed Osmanlılardan hacca giden hacıların hicazdaki su kuyularının harap olması nedeni ile çok zor şartlara maruz kaldıklarını işitmiştir. İşbu nedenle ki Memluk devletine Hicaz yolu üzerindeki su kuyuların tamiratını, masrafların Osmanlı İmparatorluğu tarafından karşılanarak yapılması için ricada bulunmuş ve ustalar yollamıştır. Memluk sultanı ise bu isteği kendi iç işlerine karışmak olarak değerlendirmiş ve Osmanlı ustalarına hakaretler ederek geri yollamışlardır.

İki devletin çatıştığı bir diğer nokta ise Dulkadiroğulları Beyliğidir. Fatih’in Karadeniz’i Türk gölü haline getirmesi, Anadolu’da ki birliği sağlaması ve Torosların güneyine inmesi Memlukleri rahatsız etmiştir. Fatih’in Cihan Hakimiyeti arzusunu bilen Memluk sultanı Osmanlı’yı kendisine potansiyel bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle aslında pasif bir beylik olan Dulkadiroğullarının bulunduğu bölge stratejik açıdan iki devlet arasında tampon bir bölge oluşturuyordu. Her iki devlette zaman zaman Dulkadiroğulları beyliğinin iç işlerine karışarak bölgeyi kendi istekleri doğrultusunda yönetmek istiyorlardı. Her iki devlette rakibinin bu beyliğe müdahalesini istemiyordu.

“1465 yılında, Dulkadir Beyi olan Fatih´in kayınbiraderi, Melik Aslan´ı, Kahire´de bulunan kardeşi Şah Budak öldürttü. Memlûk Sultanı Dulkadir Beyliğini Şah Budak´a verdi. Orada bulunan Türkmenler ise Şah Budak´ı istemedi, onlar Fatih´in yanında bulunan Şehsuvar Beyi istediler.
Dulkadir Beyliği´nin başına geçen Şehsuvar, Fatih istemediği halde Memlûk topraklarına saldırılarda bulundu. Fakat, tutularak Kahire´de öldürülmesi üzerine, 1471 yılında Dulkadir Beyliği´nin başına Şah Budak geçti.
Şah Budak burada fazla kalamadı. Kardeşi Alaüddevle Bozkurt, 1479 yılında Fatih´in verdiği kuvvetlere dayanarak Beyliği ele geçirdi. Bu durumu Memlûk hükümdarı iyi karşılamadı.”

İki devletin ilişkilerinin gerginleşmesi Fatih’in Aynal’dan sonra tahta oturan diğer Memluk sultanlarını tebrik etmemesi ve onlara yolladığı mektuplarda diğer Osmanlı padişahlarının kullandığı “babam” deyimini kullanmak yerine “kardeşim” deyimini kullanmıştır. Zira en büyük odur ve kimsenin kendinden üstün olduğunu kabul etmemektedir.

Fatih’in hoşnut olmadığı bir diğer nokta ise Müslüman dünyası için kutsal olan üç şehrin -Mekke, Medine, Kudüs-  Memluklerın elinde olması ve Memluklerın bu şehirleri kullanarak İslam dünyasını yönlendirmeyi amaçladığını düşünmesidir. Çünkü bu kutsal şehirler Müslüman dünyasında itibar ifade etmektedir. İlişkilerin koptuğu nokta ise Memluk devletine yollanan elçilerin başlarının kopartılarak “top” oynanmasıdır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Osmanlı İmparatorluğu ile Memluk Devleti arasında Fatih döneminde doğrudan sıcak temas yani bir savaş olmamıştır. Sadece iki devlette Stratejik hamlelerde bulunmuşlardır. Peki iki devlet arasındaki ilişkilerin iyiden, giderek daha kötü bir hal alması nedeni ile Fatih’in ömrü yetseydi aralarında savaş olur muydu? sorusu aklımı kurcalamıyor değil. Fakat bunun cevabını bize Yavuz Sultan zaten veriyor. İleride bu iki devletin çıkarları birçok kez daha çatışıyor. Ama bu Fatih’in 1481 yılında hazırlandığı seferin Mısır’a olacağı anlamına gelmez. Olabilir fakat olmaya da bilir, kuvvetli bir ihtimal ve birçok Osmanlı tarihçisi bu yönde fikir beyan etmektedir. Şahsi fikrimi yazının sonunda bildireceğim ama öncelikle “c maddesinde” ele alacağımız Roma konusuna geçelim.

c) Batı –Roma,İtalya- Seferi

Çoğu yabancı tarihçi Fatih’in bu bilinmeyen son seferinin İtalya’ya olduğu konusunda epey görüş bildirmiştir. Fakat Osmanlı tarihçileri aksi yönde fikir yürüterek bu seferin Mısır’a yani Memluk devletine olabileceği ihtimalini daha kuvvetli ve gerçekçi bulmuşlardır. Çünkü İtalya seferi onlara göre tıpkı İstanbul’da olduğu gibi fetholunması muhkem olan bir diyardır.

Fatih’in İstanbul’u fethetmesi ile batıda oluşan “Fatih” korkusu birçok suikast teşebbüsünü yanında getirmiş, rivayetlere göre Fatih’in 1481 yılında sefere çıktığını duyan Papa ve Venedikliler bu seferin Roma’ya olacağını düşünerek Fatih’e suikast düzenlemişlerdir ki yazımın başında da belirttiğim üzere Fatih’in zehirlenerek Şehit edildiğini kabul ediyoruz.

Öncelikle Roma’nın Fatih korkusu nasıl başlamıştır ve Fatih ilk defa Roma’ya ne zaman saldırmıştır ona bakalım. Fatih tahta geçer geçmez hazırlıklara başlamış ve 1453 yılında Doğu Roma olarak nitelendirilen ve daha sonra Alman Hieronymus Wolff'[15]  tarafından Büyük Roma İmparatorluğunun onurunu kurtarmak adına Bizans adıyla anılan devlete son vererek Hıristiyan dünyasına unutulmayacak bir darbe vurmuştur. Romanın yeterince korkmasına yol açan bu olayın hemen ardından bizzat Roma’ya stratejik bir saldırı yaparak Ortodoks kilisesini Katolik kilisesinin seviyene yükseltmiş, Ortodoks kilisesi ile Katolik kilisesinin birleşmesini engellemiş ve Roma’nın etkisini azaltmıştır.

Fatih 18 yaşında tahta geçtiği için devlet içinde yaşadığı bazı sorunlar özellikle Çandarlı Halil Paşa’nın muhalif tavırları nedeniyle kararlarında rahat hareket edemiyordu. Ayrıca 18 yaşındaki “çocuğun” tahta geçmesi gerek Avrupa devletlerini gerekse Anadolu’daki diğer güçlü devletlerin ağızlarının sulanmasına neden olmuştur. Fakat 1453 yılında yani 21 yaşında İstanbul’un fethi ile hareketlerini sınırlayan bu muhalifliğe son vermiştir(Bkz: İdam edilen ilk Osmanlı Sadrazamı[16]) Kontrolü tam anlamıyla eline alan genç Hakan Anadolu düzenini ve birliğini sağlamış ve Avrupa’ya fetihler gerçekleştirmiştir. Avrupa fetihlerine baktığımızda İstanbul’un fethinden hemen sonra(1454-57) Sırbistan’a ard arda seferler düzenleyip orayı Osmanlı sancağı yapmıştır(1459) ve Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hakimeyeti başlamıştır. Bizans varislerinin Mora’ya sığınması ve rakipleri ile olan mücadeleleri sonucu Fatih’ten yardım istemeleri üzerine 1458 yılında Mora’ya ilk seferini düzenlemiş ve vergiye bağlamıştır. Fakat Bizans varisi iki kardeşin kendi aralarındaki rekabeti sonucu Mora’da çıkan huzursuzluklar diğer devletlerin ilgisini çekeceğinden dolayı Fatih çok hızlı bir şekilde Mora’ya ikinci seferini düzenlemiş ve Mora tamamen fethedilmiştir(1460). Trabzon Rum İmp. kendilerini Bizans’ın varisi olarak nitelendirmeleri ve Anadolu birliği için sorun teşkil etmeleri nedeni 1461 yılında “b maddesinde” de belirttiğimiz sebepleri dikkate alarak bu devlete son vermiştir. Böylece Bizans varisliği kavramına Osmanlı adına son vermiştir.

Yine “b maddesinde” değindiğimiz üzere Anadolu’daki Türk devletlerine-Avrupa ittifakına karşı doğu-batı cephelerinde yoğun bir şekilde mücadele etmiştir. Bu ittifak sırasında ilişkileri bozulan Venedik ile Mora ve Ege adaları nedeni ile sık sık deniz savaşı yapılmıştır[17] ve Osmanlı akıncıları Eflak, Boğdan, Bosna –Hersek ve Arnavutluk’un ardından 1477’de İtalya’nın kuzeydoğusunda yer alan Friuli’ye girerek bazı yerleşim alanlarına akınlarda bulunmuşlardır. Arnavutluk’un fethi sırasında Adriyatik’in karşısındaki yürekleri ağızlarına gelen Venedikliler bu küçük 1477 Friuli akını ardından 1478’de gelen daha güçlü kuvvetler ve başıbozukların yıpratıcı akınları nedeni ile 1479 yılında barış istemek zorunda kalmıştır. [18]

Burada biraz durup Osmanlı haritasına bakmak istiyorum. Yazımın başında verdiğim haritaya bakalım. 1479 yılı Fatih için oldukça önemli bir yıl. Anadolu birliği tamamen sağlanmıştır. Güneyde ise Dulkadiroğulları beyliğine Fatih’in desteği ile gelen Alaüddevle Bozkurt beyliği ele geçirmiştir. Bu nedenle Memlukler ile ilişkiler daha da kötü bir hal almıştır. Fakat Osmanlı’yı tehdit eden bir durum yok. Avrupa’ya baktığımızda Balkan’lar, Yunanistan ve Arnavutluk Osmanlı kontrolündedir. Deyim yerindeyse Osmanlı Doğu Avrupa’ya kazık çakmıştır ve düzlüğe çıkmıştır.

İtalya’nın 1479’daki durumuna baktığımızda ise İtalya coğrafyasında bulunan devletler arasında bir iç savaş söz konusudur. 1494 yılına ait aşağıdaki harita İtalya coğrafyasındaki devletler hakkında size fikir verecektir.

Venedik 1479 yılında Osmanlı ile barış yaptığı sıralarda Katolik Ferdinand olarak bilinen İspanya kralı ile de savaş halindeydi ve İtalya’nın güneyinde yer alan Napoli Krallığı bu savaşta İspanya’yı desteklemekteydi. Venedik Osmanlı ile barış imzalar imzalamaz Fatih’e elçi yollayarak Napoli krallığına ait olan Puy ve Kalabra bölgelerinin Bizans göçmenleri tarafından kurulduğunu ve bu bölgelerin Bizans’ı yani İstanbul’u ve Mora’yı fetheden Sultanın hakkı olduğu içeren bir mesaj yollamıştır.


Calabria-Puqlia (çizmenin ucu ve topuğu)


500 yıl önce bölgedeki Bizans toprakları

Açıklamaya geçmeden önce Osmanlı-Venedik savaşları sırasında Epir Despotu Venediklilere yardım etmiştir bilgisini ve Rodos’un 90 gün boyunca kuşatıldığı[19] bilgisini cebimize koyalım.

Venedik’in niyeti açıkça belli ki İspanya ile olan savaşı sırasında Napoli’yi devre dışı bırakmaktır. Fatih gibi devrinin en büyük Hakan’ının böyle bir oyuna gelmeyeceği açıkça hepimizin malumudur. Fakat Akkoyunlu ve Karamanoğullarının Avrupa ile Osmanlıya karşı kurmuş olduğu ittifakta Rodos Şövalyeleri de Osmanlıya karşı cephe almıştır. İtalya’da ki iç savaştan faydalanmak isteyen Fatih Rodos’a donanma yollamış fakat Napoli Krallığı daha önce Osmanlı ile yapmış olduğu anlaşma şartlarına uymayarak Fatih’in Rodos’a yaptığı sefer sırasında Rodos’a yardım yollamıştır. Bunlara ek olarak Osmanlıya vergi ile bağlı olan Zenta, Kefalonya ve Ayamavra adalarının beyi yani Epir Despotu Leonardo’nun Napoli Kralı’nın akrabalarından biriyle evlenmesi ve tüm bunların yanında Venedik’in Osmanlı’yı desteklemesi sonucu Fatih Sultan Mehmet Napoli Krallığına savaş açmıştır. Napoli Krallığını fethetmekle görevlendirilen Kaptan’ı Derya Gedik Ahmed Paşa 132 parçalık donanmasıyla 26 Temmuz 1480’de hareket ederek 11 Ağustos’ta Otranto sahillerine çıkmış ve Otranto kalesini ele geçiriştir. [20] Otranto’nun nerede olduğu hakkında fikre sahip olmayanlar yazının başında verdiğim haritaya bakarlarsa bu kalenin İtalya’nın güney doğusunda çizmenin topuğunda olduğunu görürler. Gedik Ahmed paşanın bu çıkarmasına Napoli Krallığının karşı koyacak güçte olmadığını ve dahası karşı koyamadığını biliyoruz. Bu akın karşısında Papa’nın Fransa’ya kaçmak için harekete geçtiğini daha sonra İspanya Kralından yardım istediğini çeşitli kaynaklar yazmaktadır. Ayrıca Papa’nın Osmanlı’ya karşı bir Haçlı ordusu toplamaya çalıştığı da yine söz konusu kaynaklarda geçmektedir. Ve Vatikan arşivlerinde bulunan bir mektupta durumun Papa açısından ne kadar korkutucu olduğunu anlamamıza yardım ediyor. Bahsi geçen mektubun içeriğine girmeyeceğim çok uzun bir açıklama yapmam gerekir çünkü. Kısaca bahsedersek bu mektupta Papa Fatih’i Hıristiyanlığa davet ediyor ve Avrupa’yı vaat ediyor. [21] Tabi ki bu mektup Fatih’e ulaşmıyor ama Fatih’in geniş istihbarat ağı sayesinde mektuptan haberdar olduğu da rivayetler arasında geçmektedir.

Bu bilgiler ışığında Fatih ve İtalya haritasına baktığımızda 1480 yılında İtalya’nın güneyinden Roma’ya doğru bir seferin başladığını açıkça görüyoruz. Otranto kalesinin 1 Ağustos 1480 yılında fethi ve Fatih’in 27 Nisan 1481 yılında İstanbul’dan ayrılarak Anadolu yakasına geçmesi İtalya’da “Fatih ordusunun başına geliyor” korkusuna sebep olmuştur. Ne yazık ki Fatih İstanbul’dan ayrıldıktan 7 gün sonra 3 Mayıs 1481’de şehit edilmiştir. Şehit haberinin Roma’da duyulması üzerine Papa 3 gün kiliselerdeki çanları çaldırıp şükür ayinleri yapılmasını emretmiştir.

Buraya kadar ”c maddesinde” ele alıp incelediğimiz olaylar Fatih’in maddi uygulamalarıdır. Başka değişle buz dağının görünen kısmıdır. Bir de olayların fikri bir açısı vardır ki Fatih’in fikri-düşünce yapısını incelememizi gerektiren. Fatih daha öncede bahsettiğim gibi “Cihan Hakimiyeti” fikrini benimsemiştir. Bunun nedeni Allah’ın dinini yaymaktır elbette ki. Fatih açıkça “Gökte güneş nasıl tek ise dünyada da tek devlet ve tek din olmalıdır.” Demiştir. Bu amaca ulaşmak ve Peygamber Efendimizin övdüğü İstanbul’u bu imparatorluğun başkentti yapmak istemesi de İstanbul’un fethinin bir başka sebebidir.(Bkz: Peygamber Efendimizin övdüğü şehir[22]). Tüm bu nedenlerle kendisini dünyanın hamisi gören Fatih İslam’ın yayılmasını ve diğer dinler üzerinde hakimiyet kurmasını istediği içindir ki İstanbul’a Ortodoks Patriğini, Ermeni Patriğini ve Yahudi hahambaşısını getirtmiştir.

Fatih ile ilgili inceleme gereği duyduğum bir diğer konusu ise Roma varisliği konusudur. Fatih tüm resmi yazışmalarda İstanbul’un fethinden sonra Doğu Roma İmparatoru[23] sıfatını da kullanmıştır ve hakkıdır. Bugün birçok büyük tarihçi O’nu Roma Kayseri, Roma İmparatoru olarak nitelendirir. Büyük Roma’nın dağılması sonucu başkenti İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğu kurulmuştur ve Fatih bu Doğu Roma İmparatorluğuna son vermiştir. Doğal olarak İmparatorluk Fatih’e geçmiştir(Bu olayı Yavuz Sultan’ın Mısır’ı fethederek Halifeliği almasına benzetebiliriz) Fakat bu aklımıza ilk gelen Hıristiyan bir Roma İmparatoru değildir. Daha çok siyasi bir sıfattır. Fetihten sonra Sultan-ı Rum, Kayser, Kara ve Denizlerin Hakanı, Padişah gibi unvanlarını birlikte kullanmaya başlamıştır. Fatih’in yazışmalarda Roma İmparatoru sıfatının kullanması onun stratejik siyasi zekasının ürünüdür. Doğu Roma varislerinin hepsini öldürmesi ve resmi yazışmalarda Avrupa’ya kendini Roma İmparatoru olarak dikte etmesinin bir diğer nedeni de Avrupalı devletlerin bir oyun çevirip Doğu Roma’yı tekrar diriltme amaçlarının olma ihtimalidir(Öylede olmuştur, Bkz: Kutsal Roma-Germen İmp. [24]) Öyle ki Fatih ileride Roma’nın sahip olduğu tüm toprakları kendine hak olarak görebilecektir ama başka bir Roma İmparatorluğu olursa bu hakkı olmayacaktır.

Kısacası Fatih’in kendisini Roma İmparatoru olarak nitelendirmesinin altındaki gerçek neden “Cihan Hakimiyetine” ilerlerken en büyük sorununun tabi ki Roma olmasıdır. Fatih amacını gerçekleştirebilmek için öncelikle bu engeli ortadan kaldırmalıdır, bunu askeri olduğu kadar siyasi bir biçimde yapmayı da hedeflemiştir ve ilk iş olarak Roma’nın gerçek sınırlarına ulaşmayı deneyecektir. Bunun içinde Roma’nın fethi şarttır.

d) Sonuç

Araştırmalarım ve incelemelerim sonucu şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Fatih’in son seferinin Doğuya(Akkoyunlular- İran ya da Orta Asya üzerine) olması mümkün değildir.

Fatih’in Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçmesi ve o dönemde (1480-81) kuvvetli olan Memluk sorunu bu seferin yönünü Güney yani Mısır olma ihtimalini arttırıyor. Üstelik her iki devletinde kendilerini İslam devletlerinin hamisi olarak görmeleri de Osmanlı kılıcının Memluklere dönmesine neden olmuş olabilir. Fatih, her ne kadar İstanbul’u fethederek İslam dünyasında bir saygınlık kazansa da Müslümanlar için kutsal olan 3 şehrin( Mekke, Medine ve Kudüs) Memluklerin elinde olmasını ve Memluklerin bunları diğer İslam ülkelerine karşı saygınlık olarak kullanmasını hazmedememiş olabilir ve bu –Fatih’e göre- sahte saygınlıklarını ellerinden alarak tüm İslam alemi ve hatta tüm dünyanın hamisi olduğunu kanıtlamak istemiş olabilir. Tüm bu nedenler bu seferin yüksek ihtimalle Mısır’a olduğunu gösterir.

Roma’yı düşünecek olursak aklıma birkaç soru geliyor bu nedenle bu kısmı soru cevap şeklinde geçeceğim.

– Fatih Roma’ya gidecekse neden Anadolu yakasına geçti?

Fatih’in karadan Roma’ya gitmeye çalıştığını düşünürsek 300 bin askerle oldukça yavaş olacaktır. Üstelik Rumeli ve Balkanlardan ilerleyeceğine göre kuzeyde ki Macarların ve Kutsal Roma-Germen İmparatorluğunun, –her ne kadar barış yapmış olsa da söz konusu Roma olduğundan- Venediklilerin Osmanlı ordusuna kayıtsız kalacağını düşünemeyiz. Avusturya üzerinden Adriyatik’e oradan da gemiyle karşıya geçeceğini düşündüğümüzde ise yine kuzeydeki Macarlar ve Venedikliler rahat durmayacaktır. Çanakkale Gelibolu yarım adasından güneye inip İzmir’den donanmayla ayrıldığını düşündüğümüzde dönemin en güçlü deniz donanmasına sahip ülkelerinden olan ve Osmanlı tarafından kuşatma altında olan Napoli’nin boş durmayacağı ve yine Rodos şövalyelerinin müdahalede bulanacağı şüphesiz. Bu nedenle Roma’ya bir sefer yapılacaksa bunu mümkün olduğunca Roma’dan gizli bir şekilde yapmak gerektiğini iyi bilen Fatih Anadolu yakasına geçerek stratejik bir aldatma yapmış olabilir. Rodos’unda fethinin gerekliliğini iyi bilen Fatih Roma’ya gitmeden önce Gebze, İzmit, Sögüt üzerinden Akdeniz’e inerek Rodos’a bir sefer düzenlemek isteyecektir. Üstelik bu Rodos seferi Fatih’in ordusunun Roma için değil de Rodos içinmiş yargısına neden olarak Roma’yı biraz daha rehavete itecektir.

– Fatih neden önce Müslüman dünyasının lideri olmuyor da Roma’ya gidiyor?

Fatih’in İstanbul’un fethi ile kendisini zaten Müslüman dünyasının hamisi olduğunu ilan ettiğini yazımın önceki bölümlerinde söyledim.

– Osmanlı ve Memlukler ikisi de Müslüman dünyasını paylaşamıyor. 300 bin kişilik ordu neden Memlukler için olmasın?

Evet, bunun mümkün olabileceğini söyledim. Fakat daha önce aralarında savaş yapmamış iki büyük devletten bahsediyoruz. Üstelik 300 bin kişilik bir ordu fazla değil mi? Biz Yavuz Sultan Selim’in 65 bin(Mercidabık) ve 60 bin(Ridaniye) kişiden oluşan iki orduyla Memlukleri yendiğini biliyoruz. 300 bin buna göre çok fazla. Ama öte yandan Roma için 300 bini değerlendirdiğimizde, olası bir Roma fethine karşılık kuracağı ittifakta Hıristiyan Avrupa devletlerinin (İspanya, Fransa, İngiltere, Macaristan, Kutsal Roma-Germen, Napoli, Venedik)  askerleriyle anca başa çıkabileceği ortadadır. Memlukler için fazla olan 300 bin asker, Roma için az bile olabilir.

Öte yandan “c maddesinde” yoğun şekilde ifade ettiğim üzere Fatih’in İstanbul’un fethinden sonra hatta öncesinden itibaren kendisini Roma için hazırladığını dahası “Cihanın Hamisi” olma fikrinin Roma’dan geçtiğini bildiğini biliyoruz.

İslam’ı mutlak hakim din kılmak isteyen bu Ulu Hakan’ın Ortodoksları ve diğer inançları himayesi altına almasının nedeni ise bu inançları korumak değil Bosna’da olduğu gibi insanların kendi seçimleri sonucu İslam’a yönelmesidir. Fatih biliyor ki insanları zorlayarak sonuç alınamaz ve yine O biliyor ki Papa’nın kışkırtmaları ve Papa olduğu sürece Fatih’in istediği “Tek devlet, Tek Din” mümkün olmayacaktır. Bu nedenledir ki Fatih’in son seferindeki izlediği yol benim inancıma ve yukarıda birlikte yaptığımız analizlere göre daha önce 90 gün kuşatılan fakat ele geçirilemeyen Rodos’u fethetmek ve ardından Roma için çizmenin topuğuna çıkmaktır.

Velhasıl-ı kelam bu sefer %49 ihtimalle Mısır ise %51 ihtimalle de Rodos’tur. Ancak şunu söylemekte fayda var, ünlü tarihçimiz Prof. İlber Ortaylı’nın dediği gibi “Batıya karşı kompleksi olmayan tek doğulu”, İstanbul’un Fatih’i, Rum Kayseri, Doğu Roma ve Osmanlı İmparatoru,  Kara ve Denizlerin Hakanı, Cihan’ın Hamisi, Ebu’l Feth, Hünkar, Sultan Murad Han oğlu, 7. Hanedan-ı Âl-i Osmân Padişahı Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri’nin Kızıl Elma’sı Hıristiyanlığın kalbi Roma’dır.

Çıktı Otranto’ya Gedik Ahmed Paşa
Tuğlar olsa gerektir Kızılelma’ya kadar

(Yahya Kemal)

İlker GÜVEN

_______________________________________________

1) İlber Ortaylı, Bükreş’teki bir bilimsel toplantı “Evet, Fatih Sultan Mehmet, yönü belli olmayan bir sefere çıkarken zehirlenerek öldürülmüştür. Tarihî veriler bu seferin İtalya üzerine olduğunu gösteriyor ve İtalyanlar o dönemde zehir konusunda çok uzmanlaşmış bir milletti. Fatih Sultan Mehmet’in hastalığı vardı; ama o hastalıktan ölmedi, zehirlenerek öldü.”(Zaman, 31 Mayıs 2007)

2) Mustafa Armağan, Eylül 14, 2010 http://www.mustafaarmagan.com.tr/fatih-zehirlenmis-miydi.html

3) Fatih Sultan Mehmed, http://ansiklopedika.org/Fatih_Sultan_Mehmet#.C3.96l.C3.BCm.C3.BC

4) II. Mehmed, http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mehmed

5) Kızıl Elma, Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşlerdir. Kelimenin tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl geçtiği bilinmemekle birlikte tarihi akış içerisinde hep batı yönünde ilerlemenin bir sembolü olmuştur. İstanbul’un Fethi’nden sonra, Kızıl Elma’nın, Roma’da bulunan Saint-Pierre Kilisesi’nin mihrabındaki altın top olduğu ileri sürülmüştür.
6) 1453, İstanbul’un Fethi, http://www.istanbulunfethi.com

7,8) Uzun Hasan, 1453-1478 yılları arasında Hüküm sürmüş Akkoyunlu beyi, Trabzon İmparatoru IV. John Komnenos’un kızı Despina Hatun (Theodora Megale Komnena) ile evlenmiştir.

9) Fatih Sultan Mehmed Trabzon Seferi sırasında Fatih Sultan Mehmed’in 1461 yılında Amasra ve Sinop’u da zaptederek Yassı-çimen mevkiine kadar ilerlemesine engel olamamıştır. Uzun Hasan, Fatih’in bu başarıları karşısında, annesi Sare Hatun ile Çemişgezek Beyi Hasan’ı Osmanlı ordugâhına göndererek barış istemek zorunda kalmıştır, Fatih Uzun Hasan’ın ailesini alıkoymuştur. Baykal, A.g.mk., s. 264; Turan, A.g.mk., s. 67.

10) Ağustos 15, 1461 Trabzon Rum İmp. Fatih Sultan Mehmed tarafından fethi

11,17) Osmanlı-Venedik 16 yıl Savaşları

12) Ağustos 11, 1473 Otlukbeli Muharebesi

13) Cihanşümul Hakimiyet, Türk Cihan Hakimiyeti Fikri ilk olarak Oğuzname’de geçmiştir.

14) Fatih’in hicazdaki su kuyularını onarmak istemesi ve Memluk Sultanının bunu iç işlerine müdahale olarak yorumlaması sonucu ortaya çıkan meseledir.

15) İlber Ortaylı, (2006). Son İmparatorluk Osmanlı. İstanbul: Timaş Yayınları. ISBN 975 263 490 7 s.44-45.

16) Çandarlı (2.) Halil Paşa, İdam edilen ilk Osmanlı Sadrazamı

18) 1479, Osmanlı-Venedik Barış Antlaşması

19) 1480, Mesih Paşa 3. Rodos Kuşatması

20) Temmuz 28, 1480 Otranto Seferi 1, 2

21) Mustafa Armağan, Eylül 08, 2010 Papa, Fatih’e Hıristiyan olmayı teklif etmişti

22) “Konstantiniyye muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” Hz.Muhammed (s.a.v)

23) Kaiser-i Rum, http://www.osmanli700.gen.tr/padisahlar/07idari.html

24) Kutsal Roma-Germen İmp.

Posted in Hayata Dair, Tarih and tagged , , , , , , , .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Güvenlik Sorusu *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>